Kitaplar; Kur'an a ,şahıslar ;Rasulullah'a gölge ve vekil olmamalıdır.....
Make your own slideshowView all photos




Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesidir - Blogcu

bennur 76 - s.k

Hakkımda

Dünyaya geldiğiniz zaman bir taraftan yaşamaya bir taraftan ölmeye başlarsınız....şunu anlamakta geç kalmayın;doya doya yaşamak uzun yaşamak değil,iyi yaşamaktır

bennur 76 - s.k

Son Yazılarım

KUDÜS
KUR'AN'IN İNSANI GÜZELLEŞTİRMESİ -1-
ONUN GELİŞİNE EN ÇOK DA ÇOCUKLAR SEVİNMİŞTİ !
Kur'an Mesajının içeriği
Selam Sana Ey Şehid..
GÖZYAŞI
Aşırılık ve Taşkınlık Yapmayalım
ZİFİRİ KARANLIKLARDA İMAN IŞIĞIYLA YÜRÜMEK
Kur'an Herkes Okusun Diye İnmiştir
Ardından Irmaklar Ağlasın

bennur 76 - s.k

Gönüldaşlarım


burcinturpcu

allahbirdir

Gunisigim

sevgikelebegim1

sevda1000

ResuleVuslat

cehizim

bilimhaberleri

okanbozkurt

neslinursema3

taraftar1907

sudenaz002

sonsuzlukkervani

dildade

eylengonul

ilahimp3

Tarikyalvac

muleykem

nurancasiiralemi

muhurgoslum

romantik161

samatracik2006

destebasi

yusuftalha

bayansanem

SLIDESHOW

agustosyagmuru50

islamiyetnurlari

yakub

tibette7yil

ibretlik

boykotcu

amenna

FATIMA

keder

mnelam

METINOL

adriaticdinibilgiler

uzlet

merdiozan

HazanMevsimleri

Allame

kitabooku

sukretmiyoruz

vivaforever

Ozdemir

hilal17

tabiin

filiz70

akvaryumum

nasmina

shn

neslinursema1

cecenistan61

yalcinongoren

hidayetsaati

cilginavatar81

rindiseyda

rumeysa1980

huzundamlalari

candansayfa

mesale

SanaGeleyim

hktedepyahu

cennetedavett

surgunsehrim

dave96

hunerliannem

TILLSIM

chartoy

siargunlugu

kehkesani

oldwomen

ustaplan

aksicocuk

nezaketbolat1

fuadyusufoglu

gullerinkalbi2

omrumsana

lordoftheloneliness

sohbetsevenler

Adriatic

huzuraskeri

affeyleallahim

Dilefkar

islamtv

birdiyar

yakzan

hayber

rumuzsehadet

aysecim

orkunintifada

hasanbeyan

nehissettin

myvizyon

gullerinkalbi3

sessizyusuf

Mansur

SairinDilinden

desertofrose

ayvalikli

sessizciglik1

unsal1

umut27

incebiragit

hisari

sevilay50

ahsen50

zahara

YOLNAME

SoNYaKaRiSiM

suveydamm

bilimax

horizonseldom

ulkucuozelegitimciler

mehmetce58

settarkulu

1beyazkardelen

sernar

hayatguzeldir88

kemalettinbagci

SedatReisVatansever

hasbihalim

sibelizgi

saadetimm

intifada3

hakan7280

Huzuryolu1

sennil27

masalperisi21

sezenaksuonline

SahadetGulu

vanarvas

Rahmetli645

karanliklarperisi

angelyurek

azad7572

vezirhan

sehadetedavet

Bahram

YADIYARAN

Elifcee

vuslatgulu

superkankalar

koyundanyavasgerek

resulsevdasi

suudiden

elemegim

huseyinizgi1984

otoelektrik

esmaveda

MuCiZeMM

NewmaN

osmanunsal

eymer

smge

tevhidmucadelesi

ozlemlehayat

resulevuslat2

bluebirdank

amennaa

tekhece99

islamikra

nerimandaninciler

raposqe

sberna

LeyL67

neolducan

letsgooo

yesilpencere

hobiworld

gonulcalan

gencsemih23

ilksevdigim

lover82

webaslanlari

meteliksiz

Yurekyanginlari

sahteyuzler

nazefe

elfckmk

evrenselmesaj

EsmOo

canesim1

NILSU35

morvadi

Sentoregil

harikalardiyari10

35TUR35

simsiyahvekapkaranlik

hasret12378

sahipsizsozler

Acihangir

gullerevurgunum

02323

adriaticdinihikayeler

mnelam1

nefise45

kaplica

doga17

adriaticbilimarastirma

leylifer0145

ayvaliklitur

byHaktan

adriaticmizah

mukaddime

bitohargez

yasaklisair

siiringozyaslari

kun

mehmetorhandurdu

Ebrar67

TevhidGenc

sentsllo2

hiramusta

edebiyatkosku

gulkokulum

ceyhunkarabacak

dolunayayazi

YitikDuslerim

Eray3278

sevgiyleyolculuk

cimkim

filizden

dernekli

sihirlikalem

mustafa1yesil

huzuriklimi

Kardelensiz

tugbakbeyinan

chamdali

subat75

023haber

ergenes21asmin

gul2007

rahmetyagmuru

ummahindostlari

yaraliserce

kesintisizguckaynagi

Samanyolum

nasibim

yanimdaolacaktin

Abhorrence

gezginmurat

mihriban65

anne66

anlamsizfirtina

igra

mySUN

10herseyburda

arzumhobi

ebvaa

blogcuabla

fatihinsatirlari

YasakSokak

tam1manyak

ayseninhobidunyasi

sivist

sevgipinari01

teknikpcdersleri

hyusufersoz

farenjitnedir

kalderons

kutaysevgi

saclariniz

drsalih

pembehobi

dergahli

vahdetfm

fiberoptikci

erdemcanpiss

dilsizmutercim

babacandir

hakkdostu

metekan

sirad

tarifdunyasi

emins

tertill

webmasterkaynaklari

receppiskin

ebuhureyyre

vuslatameftun

1icikprensesiyim

yezdanla

kolaykazancyollari

cinmisinperimisin

alican2783

1001kopru

rahmettfm

gulumcan

nuray14ergun

seheryeli8

simala

dualarile

birgonulbal

siirseverlerr

NurOsmanliTorunu16

hubeyb33

feyzanur2000

hazanistan

siyasiyasi

mehmetce93

guleferman

okyonusmelegi

fenomen69

yasina

webtc

kadirrencber

Sensizken

ruhsaldr

benikalbindeara

ahid77

doymadimsana

cafeminel

aheng

meleksoylu

islammuhabbeti

karlitorosdaglari

codbul

ravend

bbadisabahh

Ademyakub

bennur 76 - s.k

Ya Rabbi bize sonu şehadet olan ameller işlet.Nefsimizde olani değiştirmede bize yardım et.Hakkı olduğu gibi anlamayı ve anlatmayı nasip et.Senin zikrini anmayı ve yaşamayı nasip et.Ya Rabbi bizi sevdiklerinle beraber yaşat;sevdiklerinle beraber öldür ve sevdiklerinle beraber haşreyle.Bile bile şirk koşmaktan sana sığınırım.Bilmediklerimiz hususunda da senden af dilerim...Ya Rabbi bize Hz Adem 'in(as) tevbesini;Hz İbrahim'in(as) imanını;Hz İsmail'in teslimiyetini;Hz Yusuf'un(as)iffetini;Hz Meryem'in adanmışlığını ;Hz Hatice'nin gayretini ver...AMİN...

bennur 76 - s.k

15/5/2008 - KUDÜS

Kategori: filistin

Ağladım tükeninceye kadar gözyaşlarım
Namaz kıldım sönünceye dek kandiller
Usanıncaya kadar rüku ettim
Muhammed'i sordum sende kaybolan
Ey Kudüs, ey nebilerin çıktığı şehir

Ey Kudüs, ey şeriatler feneri
Ey parmakları yanan güzel çocuk
Hüzün var gözlerinde, ey iffet şehri
Ey Resulün uğradığı bahçe
Kaldırımlarında hüzün var
Minarelerinde hüzün var
Ey Kudüs, ey karalara bürünen şehir
Kim çalacak çanlarını Kıyamet kilisesinin
Pazar sabahları
Kim taşıyacak çocuklara oyuncakları
Yılbaşı gecesinde

Ey Kudüs, ey hüzünler şehri
Ey gözlerinden kocaman yaşlar akan
Kim durduracak düşmanları
Üzerine çullanan, ey dinlerin incisi
Kim silecek kanları duvarlarından
İncil’i kim kurtaracak
Kim kurtaracak Kur'an’ı
Kim kurtaracak Mesih’i kendisini öldürenlerden
İnsanlığı kim kurtaracak

Ey Kudüs, ey şehrim
Ey Kudüs, ey sevgilim
Yarın, yarın çiçek açacak limon
Sevinecek yeşil sümbüller ve zeytin
Gözler gülecek
Geri dönecek göçmen güvercinler
Tertemiz yuvasına
Ve geri dönecek çocuklar oynamaya
Buluşacak babalarla oğullar
Ey memleketim
Ey barış ve bereket şehri 

Nizar Kabbani
 
  

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/5/2008 - KUR'AN'IN İNSANI GÜZELLEŞTİRMESİ -1-

Kategori: saglik

Kur’an’ın İnsanı Güzelleştirmesi

Müslümanlar, hayata ve hayattaki her şeye müslümanca bakabilmelidir. Çünkü İslâm, hayatımızın vazgeçilmez bile olsa bir parçası değil; hayatımızın kendisidir, yaşantımızın bütünüdür. İnancımızın, düşüncemizin, duygularımızın, davranışlarımızın, eğitimimizin, hayat görüşümüzün tümünü kuşatan ilkeler bütünüdür İslâm (6/En’âm, 162). Müslüman da bu ilkelere severek, isteyerek teslim olan ve bunları hayatına geçiren, daha doğrusu hayatının bunlarla hayat olduğu bilinciyle yaşayandır (Bkz. 8/Enfâl, 24). Yoksa Allah ve Rasûlünün belirlediği bu ilkelerin dışında bir seçeneği, tercih ve özgürlüğü yoktur müslümanın (33/Ahzab, 36). Tabii, aynı zamanda güzellik ve estetik anlayışımızın da prensipleri O’nun çizdiği hudut dışına çıkmayacak, O’nun rızâsı istikametinde güzellikler sergilenecektir.

Kur'ân-ı Kerim insanların dikkatlerini hep güzele döndürür. Güzelliği doyasıya seyretmek ve kavrayabilmek için şöyle buyurur: "O'dur ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı..." (32/Secde, 7). Bu, insan fıtratının gördüğü, gözünün seyrettiği, zihninin kavradığı bir hakikattir, eşyanın şeklinde ortaya çıkan saf bir gerçektir. Allah'ın yarattığı her şeyde bir güzellik göze çarpar. Her şeyde, eşsiz bir güzelliğin hâkim olduğu eksiksiz bir âhenk vardır. Gören bir göz, hisseden bir gönül, düşünebilen bir zihin bu âlemde bütünüyle bir uyum ve güzellik bulur.

En güzel kıvamda, en güzel biçimde yaratılan (95/Tîn, 4) insanla ilgili güzellikler, somut bedensel güzelliklerin yanında ve ondan öncelikle soyut güzelliklerdir. Tevhidî, ahlâkî, rûhî, zihnî güzelliktir esas önemli olan. Tüm insanlar, hangi renkte, hangi yaşta, hangi seviyede olursa olsun yaratılışındaki mânevî/fıtrî potansiyel sâyesinde güzellik yarışmasına katılabilir, derece alabilir. Çünkü Allah, ölüm ve hayatı, insanlardan kimlerin en güzel ameller işleyeceğini sınamak için yaratmıştır (67/Mülk, 2). Hayırda yarışmaya katılmamız emredilmiştir (2/Bakara, 148; 5/Mâide, 48). İnsan yüzünün ve bedeninin güzelliği, somut bir güzelliktir, genellikle "cemâl" kelimesiyle ifâde edilir. Onun mânevî, ahlâkî güzelliği ise soyut bir güzelliktir ve çoğu zaman "hüsün" kelimesinde ifâdesini bulur. Soyut güzellik gözle görülemez, ancak bir mânevî aynada kendini hissettirir. Meselâ, merhametin güzelliği, fakire verilen sadakada somutlaşır ve seyredilir. İlim ve aklı kullanma da soyut bir güzelliktir. Bu güzelliğin sergilenmesi de ihsân derecesine ulaşan sâlih amele kapı açan tevhidî imandır. Soyut güzelliklerin zirvesi, iman ve takvâdır. Hiçbir gözün görmediği, beşer aklının hayal bile edemeyeceği Cennetin muhteşem güzelliği, iman ve sâlih ameldeki güzelliğin öteki âlemdeki yansıması ve ürünüdür.

Güzellik, fıtrî bir özelliktir. Güzel Zât’ın güzel olarak yarattığı insanın, güzeli gören, güzelden zevk alan rûhu, etrafta güzeli arar, bulur. Güzel, herkes için ihtiyaç duyulan bir hoşnutluk, bir haz duyma ve kesin hüküm verme işidir. Güzelliği açıklamak, onu yaşamak, onun heyecanını içinde duymaktır. Her insanda güzellik duygusu bulunmakla beraber, onun uyanması güzel bir esere ihtiyaç gösterir. Duygular, meydana çıkmak ve gelişmek için kendilerini uyandıracak araçlara muhtaçtırlar. Güzel eserler içimizde bir âhenk duygusu uyandırdıkları için huzur, sükûn ve mutluluk hissi doğururlar. Çünkü “güzele bakmak, güzeli düşündürür; güzeli düşünmek de insana huzur verir.”

Güzellik, psikolojik sistemlere dayalı olduğundan herkese göre değişen ne olduğu belirsiz, sınırları insandan insana değişen bir değer yargısı mıdır? Batı kafasına göre, “evet!” O yüzden mutlak güzelliği tanımayan Batı, estetik konusunda yüzlerce sene arkası kesilmeyen felsefî tartışmalar yapagelmiş, ama sonuçta bir uzlaşmaya varamamıştır.

Güzelin ölçüsü müslümana göre bellidir: Cemîl/Güzel olan Allah’ın hükmü. Güzel, Allah’ın güzel dediğidir. Bütün fıkıh usûlü ile ilgili kitaplarda “husün-kubuh” (güzellik-çirkinlik) konusu işlenir. Bu konudaki görüşler şöyle özetlenebilir: “Güzel olan Allah, sadece güzel olan şeylerin yapılmasını emreder” veya “güzel olan Allah’ın emrettiği her şey güzeldir.” “Allah sadece çirkin şeyleri yasaklar” veya “Allah’ın yasakladığı her şey çirkindir.”

“Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzeli sever.” (Müslim, İman, 1/93; İbn Mâce, Duâ, 10) hadis-i şerifi de, bu konuda müslümanlar açısından çıkış noktası kabul edilmiştir. Allah’ın emrettiği “ihsân”ın bir anlamı da güzellik sergilemektir. İslâm; düşüncenin, hareketin, duyguların, sözün, sesin, davranışın, kısacası her çeşit ibâdetin, yani her şeyin en güzelini ister.

Haramlar güzel olamaz. Duyular, duygular yanılabilir. “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilemezsiniz.” (2/Bakara, 216). Nefisle, arzu ile, hevâ ile, câhiliyyenin çirkeflikleriyle kirlenmiş ve fıtratı bozulmuş, selîm olmayan akılla güzelin tanımı ve ölçüsü tesbit edilmeye kalkılırsa, insan (onun hevâsı) putlaştırılmış olur. Haram olduğu halde güzel zannedilenler, gerçek güzelden insanı alıkoyan yapay/sanal güzellerdir; daha doğrusu hallüsinasyonlardır. “Şeytan onlara yaptıkları işleri ziynetlendirip güzel gösterdi ve onları yoldan saptırdı.” (29/Ankebût, 38)

Haram olan bir şey, müslümana göre güzel değildir. Çünkü müslümanın ölçüsü, duyuları ve duyguları değildir. O, duygularının, hevâsının kulu değil; Allah’ın kuludur. “Hoşlandığı ve hoşlanmadığı” her konuda Rabbine itaat edecektir. İmanı nisbetinde duyu ve duygularını da selîm/sağlam kılacak, onları da Rabbine teslim edecek, o zaman nefis de mutmain olacak, Rabbinin emirlerinden râzı ve hoşnut olma seviyesine çıkacaktır. Bu, benliğini kaybetme değil; aksine, bulmadır. Bu, yok olma değil; Allah’ta var olmadır, kâmil insan olmadır.

Güzelleştiren Allah, güzeldir ve güzellikler O'nun cemâlinin vasfıdır. O'nun güzelliği de yaratıklara benzemez. İnsanları etkileyen sanat eserleri, mûcizelerin gücü, hârika ve fevkalâde olaylar... bütün bu güzellikleri yaratan ve bu güzellikleri idrâk edecek yetenek vererek insanı güzelleştiren Allah'tır. Evrendeki her şeyde güzellikler açık veya kapalı bir şekilde görülmektedir. Güzel olan Allah'ın yarattığı varlıklar, ya bizzat güzeldir veya sonuçları yönüyle güzeldir. Allah'tan daima güzellik zuhur eder.

Kötü ve çirkin, şeytanın ve insan nefsinin ürünüdür (4/Nisâ, 79). Allah, yaratıcıların en güzelidir (23/Mü'minûn, 14; 37/Saffât, 125). Allah, hüküm verme bakımından da en güzel olandır. Rızkın en güzeli de Allah'tan gelir. O, rızık verme bakımından da en güzeldir (65/Talak, 11; 11/Hûd, 88; 22/Hacc, 58; 16/Nahl, 75).

Var ettiklerine en güzel boyayı vuran da Allah'tır (2/Bakara, 138). Güzelin kaynağı ve tüm güzelliklerin sergileyicisi olan Allah, insandan da güzellik sergilemesini, yani ihsanı emreder: "...Allah sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsân et (güzellikler sergile, iyilik yap)..." (28/Kasas, 77)

Câhiliyye insanı, bakmasını bilemediğinden, Allah’ın nûruyla bakamadığından, gözlerinde perde bulunduğundan evrendeki güzellikleri göremez. O, kendine göre, yapay/sanal bir güzel peşindedir. Müslüman ise, güzelliği yaratanı bildiğinden, güzeli keşfetmeye tâliptir. Eşyanın güzelliğinde hakiki güzelliğin tecellîlerini anlar müslüman. O, mutlak güzellik peşindedir. Allah’ın cemâl sıfatının tecellîlerini görerek hayran olur. Güzellik mutlak olduğu için, yaratılışta, Allah’ın yarattıklarında çirkinlik yoktur.

Çirkinlik, itibârîdir, görecelidir. Birinin çirkin dediğine bir başkası sevgi gözüyle bakıp sevebildiği zaman güzellikler bulabilir. Allah, kötü ve çirkin bir şey yaratmamıştır. Bir şeyin çirkinliği ve kötülüğü kullanıldığı yere göredir. Meselâ, hayvan gübresi genellikle pis bir şey diye görülür. Fakat gübreyle meyveler, sebzeler büyür, gelişir. Bu açıdan ele alınınca gübrenin bir lütuf ve nimet olduğu ortaya çıkar. Ama birisi gübreyi alıp üstüne başına sürmüşse, o zaman, ona pis demek yerinde olur. Tarlasına, bahçesine gübre çeken bir çiftçi bu haliyle hiçbir zaman pis değildir.

Ölüm olmasaydı, ölümden sonraki hesaba çekilmekle başlayan hayat olmasaydı... O zaman her şey anlamsız ve boş olurdu; güzeller ve güzellikler bile. Evet, ölüm olmasaydı o zaman nefse hoş gelen, sınırlarını hevânın veya çevrenin çizdiği güzellerin (!) ve güzelliklerin (!) belki bir değeri olurdu. O zaman dünya sadece eğlenmek ve zevk almaktan ibâret olabilirdi. Ama ölüm var, hem de evet, güzel olan ölüm ve ölüm ötesi güzellikler bizi bekliyor. O halde tüm yapay ve sanal güzellikleri, bütün sahte ve fâni güzellikleri o yok olmayacak gerçek güzellik uğrunda fedâ etmeye değmez mi?

Güzellik; zevkle, haz duymakla, hoşlanmakla, beğenmekle ilgilidir. Kur’an bu konuda insanın hevâsının/arzusunun doğru bir ölçü olmadığını belirtir (2/Bakara, 216).

Allah için yapılan her şey, atılan her adım, hikmet ve ibretle bakılan, dolayısıyla O’nun adıyla okunan her şey ibâdet; her ibâdet de güzel, güzeller güzeli.

Allah mutlak Güzeldir. Allah'ın isim-sıfatlarından biri "el-Muhsin" (güzel yapıp eden)dir. Allah muhsin olduğu için her yarattığını güzel yaratmıştır. En güzel şekilde yaratılan insanın ürettiği tüm güzelliklerin gerçek sahibi ve yapıp edicisi Allah olup bu üretimde, insanın beynini, gönlünü, elini, dilini kullanmaktadır.

Güzel Kur’an’ın İnsanı Güzelleştirmesi

Kur’ân-ı Kerim, sözlerin en güzelini barındıran bir Kitap’tır. Allah’ın kelâmı, tüm güzellikleri içerir (39/Zümer, 23). Bu yüzden insana, indirilen sözün en güzeline uyması emredilir. İnsana inen sözlerin en güzeli Allah'ın sözü (39/Zümer, 55) olduğundan insan, ancak Kur’an’a uyarak güzelliğe uymuş ve güzelleşmiş olur. Çünkü güzelleşmek isteyen insanların bir niteliği, sözü dinleyip onun en güzeline uymaktır (39/Zümer, 18). En güzel din, güzellikler sergileyerek Allah'a teslim olanların dinidir (4/Nisâ, 125). Allah, aynı zamanda hüküm verme bakımından da en güzel olandır (5/Mâide, 50). Allah, fiil, söz ve hükmüyle en güzelin kaynağı olduğundan, en güzel isimler (esmâu'l-husnâ) da O'nundur (7/A'râf, 180; 20/Tâhâ, 8; 59/Haşr, 24).

Kur’an, insanın inancı başta olmak üzere tüm bireysel, âilevî, sosyal, siyasal ve ekonomik hayatını, gizli-açık bütün amellerini/davranışlarını, ahlâkını, içini, dışını, çevresini, kısaca her şeyini güzelleştirir. Yeter ki Kur’an’a tâbi olsun insan. Esfel-i sâfilîne düşmekten, hayvanlaşmaktan, hayvanlardan daha aşağı olmaktan kurtarır Kur’an. İnsanı meleklerle yarışacak hale yükseltir, olgunlaştırır, kâmil hale getirir.

Kur’an İhsânı, Yani Güzelliği ve Güzelleşmeyi Emreder: “Muhakkak ki Allah, adâleti, ihsânı, akrabâya vermeyi emreder. Çirkin işleri, münkeri, fenâlık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (16/Nahl, 90). Kur’an’ın emrettiği “ihsân”, bütün güzellikleri ve rağbet edilen şeyleri ifade eder. İhsan; iyilik etme, güzel davranma, ikram etme, lütuf, bağış, güzellik, uygunluk, güzel olan şeyi en güzel şekilde yapmak demektir. İhsan, başkasına nimet sunmak, iş ve fiillerinde güzel davranmak veya gerekenden fazla verip gereğinden azını almaktır. İhsân, yaptığı işi en iyi biçimde ve noksansız yapmaya denir. İhsan, temel olarak iki anlama gelir. 1- Bir şeyi güzel yapmak, 2- İyilikte bulunmak. Kur’an’da Allah Teâlâ, ana-baba başta olmak üzere, bazı kimselere ihsânı özellikle emreder.

Kur'an'ın ideal insanı "muhsin" diye anılmaktadır. Kur'an'da 39 kez tekrarlanan "muhsin", güzel düşünüp güzel eylemler yapan kişi demektir. Muhsin kelimesi, Kur'an'da istisnâ dışında hep çoğul şekliyle kullanılmıştır. Bu da gösterir ki, güzellik üretimi ihlâsla sâlih amel işleyen cemaat içinde bulunmadan, toplumsal bir idrâk ve uğraş olmadan, yeterince gelişemez. Kur'an'ın kılavuzluğu, rahmeti ve öğüdü, muhsinler (güzel düşünüp güzel şeyler üretenler) içindir; Kur'an onlara hayır ve bereket getirir (31/Lokman, 3). Güzelle ilgisi kopuk, güzelliği hayatından silmiş kişiler ve toplumlar Kur'an'ın hidâyetini anlayamazlar ki ondan hayır ve bereket görsünler. Güzele düşmanlık sergileyenler ise Kur'an'ın rahmetinden nasipsizlikle kalmazlar, onun lânetine de uğrarlar. Leyl sûresi 6-9. âyetler, bu lânetlenmenin kanıtı olarak hayatın zorlaştırılmasını, kaosa itilmeyi göstermektedir.

Kur’an’ın insanı güzelleştirmek için yaptığı tavsiyelerden bazılarını görelim:

“...İhsân edin (her türlü hareket ve davranışınızı güzel ve dürüst yapın); Allah muhsinleri (güzel iş yapanları) sever.” (2/Bakara, 195)

“Muhakkak ki Allah, adâleti, ihsânı (güzel iş yapmayı, iyiliği), akrabaya vermeyi (yardım etmeyi) emreder…” (16/Nahl, 90)

“Eğer ihsân ederseniz (güzel davranışlarda bulunursanız), kendinize ihsân etmiş olur; kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz...” (17/İsrâ, 7)

“İman edip sâlih amel işleyenler (bilmelidirler ki) Biz, güzel işler yapanların (ahsene amelâ) ecrini zâyi etmeyiz. İşte onlara, içinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır...” (18/Kehf, 30-31)

"...Allah sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsân (güzellikler) sergile..." (28/Kasas, 77)

Kur’an’ın, kendisinde en mükemmel ve en güzel örnekler olduğunu bildirdiği (33/Ahzâb, 21) ve büyük/güzel ahlâk sahibi olduğunu ifâde ettiği (68/Kalem, 4) güzeller güzeli Rasûlullah’ın da ümmetini güzelleştirmek için tavsiyelerinden birkaç tanesine işaret edelim:

"Şüphesiz Allah her şeyde ihsânı/iyilik ve güzelliği yazmıştır (farz kılmıştır). O halde siz öldürdüğünüz vakit bile, öldürmeyi güzel yapın. (Etini yemek için hayvanları) Kestiğiniz zaman da kesmeyi güzelce gerçekleştirin. Her biriniz bıçağını bilesin. Ve kestiği hayvana eziyet vermesin." (Müslim, Sayd ve'z-Zebh 57; Ebû Dâvud, Edâhî 12)

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed bin Hanbel, 2/381; Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk 8)

“Mü’minlerin iman bakımından en kâmil olanları, ahlâkı en güzel olanlarıdır.” (Buhârî, Edeb 39; Ebû Dâvud, Sünnet 14)

“Kovandaki suyu, isteyenin kabına boşaltmak ve mü'min kardeşine güler yüzle konuşmak gibi de olsa, iyi, güzel ve doğru olan hiç bir sözü, işi ve davranışı küçümseme (yapabilirsen hiç durma, yap)." (Ebû Dâvud, Libas)

Ahmet Kalkan

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/4/2008 - ONUN GELİŞİNE EN ÇOK DA ÇOCUKLAR SEVİNMİŞTİ !

Kategori: islam

Onun gelişine en çok da çocuklar sevinmişti !

Onun gelişine en çok da kız çocukları sevinmişti... Artık onları babaları dayılarına götüremeyeceklerdi çünkü ! Onun gelişine en çok da yetim çocuklar sevinmişti... Çünkü artık sahipleri vardı. İnsanlar rotasını kaybetmişti… Sadece kainatı değil, insanı bile hoyratça yok ediyordu... Tarih bize Firavun’un sırf iktidarını koruyabilmek için 900 çocuk katlettiğini söylüyor… Nemrut’un sırf iktidar korkusuyla, çocuk dünyaya gelmesin diye eşlerin birbirlerine yakınlığını yasakladığı bilinmektedir. Mekke'li müşrikler kız çocuklarını gömerken nesli katletmeye devam etmişlerdir. Çağdaş dünyanın da çocuklarla arasının hiç de iyi olmadığı aşikardır. Filistin’de kolları kırılan çocuklar ! Afrika’nın aç kalan bebekleri ! "Sokak çocukları" diyerek terk edilmiş ama yine de suçlu sayılmış çocuklar ! Yetim yuvalarında dövülen çocuklar ! Ve Ülkemin tecavüze uğrayan çocukları !... Ve Doğunun mağdur ve mazlum çocukları ! Dünyalık menfaatleri uğruna organları çalınan ve tecavüze uğrayan çocuklar ! Büyükler yıktı, hep onlar enkaz altında kaldı. Büyükler kan akıttı, hep onların kanı aktı... Bütün bunlar nesil emniyetini yok eden, çocukları geleceğin büyükleri olarak göremeyen Nemrudi zihniyetin devamıydı ! İşte bu Nemrudi zihniyete “Dur” diyen Hz. Muhammed (sav) her yönden olduğu gibi çocuklara yaklaşım konusunda da eşsiz bir örnektir. Şimdi Onun (as) çocuklara yaklaşımından birkaç öne çıkan başlık sunalım ;

1. O (as) Çocuklara da büyükler gibi önem verirdi. Duygularına duygudaşlık ederdi. Acılarını paylaşır, sevinçlerine ortak olurdu… Enes bin Mâlik anlatıyor : "Peygamber Efendimiz insanların en güzel ahlâklısı idi. Benim Ebû Umeyr adında küçük bir kardeşim vardı. Peygamber Efendimiz bizim eve gelerek onu gördüğünde, "Ebû Umeyr'i üzgün görüyorum, sebebi nedir?" "Babam, "Yâ Resulallah, oynadığı nugayr kuşu öldü" dedi. O (as) bunun üzerine çocuğun duygusuna duygdaşlık etmiş, acısını paylaşmıştı…

2. O (as) Çocuklar arası adaleti öğütlüyordu. “Çocukların senin üzerindeki haklarından biri onlara eşit davranmandır." (Tirmizi) Bu konuda bir başka haber de şöyledir : Nu'man İbnu Beşîr'den rivayet edilen şu hâdise vesîle olmuştur : "Babam bana malından bir şeyler hibe etmişti. Annem Amra Bintu Ravâhâ : Bu hibeye Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şâhit kılmazsan kabûl etmiyoruz" dedi. Bunun üzerine bana yaptığı hibeye şâhit kılmak için babam beni de alarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gitti. Durumu öğrenen Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):"Başka çocukların da var mı?" diye sordu. "Evet" cevâbı üzerine "Aynı şekilde bütün çocuklarına hibede bulundun mu?" diye sordu. Babam : "Hayır" deyince, "Allah'tan korkun, çocuklarınız husûsunda âdil olun" dedi... (Buharı ve Müslim)

3. O (as) Çocuklar için çok şefkatli idi. Sevgisini izhar ederdi.

Çocuğun sosyal hayata uyumundan, özgüvenine kadar çocuğun psikolojik yapısında etkisi olan bir faktör sevgi ve şefkat unsuru… “Çevrelerinden, hususen anne babalarından, yeteri kadar sevgi ve alâka göremeyen çocukların, kendisine itimad duygusunu geliştiremeyeceği, büyüklere karşı düşmanca hareket etmeye, haşin, kırıcı, kavgacı, yalancı, hırsız, okul kaçkını olmaya meyledeceği vs. kesinlikle anlaşılmıştır. Suçlu çocuklar için te'sis edilen ıslah evlerinde de başarı için her şeyden önce "sevgi ve şefkât"e başvurulması gerektiği belirtilmektedir. Bu söylenenler, bir kısım klinik ve anket çalışmaları sonucunda ilmen tesbit edildiği için "Son zamanlarda en ziyade üzerinde durulan mühim problemlerden biri anne ve babaların çocuğa karşı takınacağı tavır" olmuştur”. (Ikra ansiklopedisi). Bu bağlamda peygamberimiz (sav) çocuklara davranışında en güzel baba, en güzel psikolog olmuştur... Hz. Peygamber'deki (aleyhissalâtu vesselâm) bu çocuk sevgisi sâdece kendi çocuklarına karşı olan cibillî bir evlad sevgisinden çok, sevgiye muhtâç olan bütün çocuklara karşı idi. Yine Enes (radıyallahu anh)'den mervî bir hadiste, Onun (aleyhissalâtu vesselâm) "Çocuklara karşı nâsın en müşfiki" olduğu belirtilmektedir ki bir başka vecihte "çocuklarına ve iyâline karşı nâsın en müşfiki" şeklinde gelmiştir (Ikra ansiklopedisi). Peygamberimiz çocukları sevmeyenlere de hayret ederdi. On çocuğu olduğu halde hiç birini öpmediğini söyleyen Akra bin Habis adlı zata hayretle bakıp : “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyurmuştu. (Buhari, edep 18, müslim, fezail 56)

Sevmenin ne demek olduğunu da sevginin dengesini de bize öğreten Peygamberimizin, çocuğu İbrahim’in öldüğünü gördüğünde yanaklarından aşağı yaşlar süzülmüştü... Çocukları okşamış, kızına "Babasının annesi" demişti. Ama adalet söz konusu olunca ”Kızım Fatıma bile hırsızlık yapsa gereken cezayı verirdim” diyerek sevginin dengesini öğretmişti insanlığa…

4. Çocuklara kızmaz ve onlara espri yapardı…

Eli altındakilere Ondan daha iyi davrananı bir daha görmedi dünya... Kölesine bile kardeş olan bir Peygamberdi O... İnfak edecek hiçbir şeyi olmayan Enes.bin Malik’in annesi Enes'i çok küçük yaşlarda getirmişti ve

“-Benim vercek bir şeyim yok, işte bu oğlum, lütfen onu hizmetine kabul et” diye rica etmişti... Hz. Enes diyor ki; "On yıl hizmet ettim ama bir kere bile kızdığını görmedim…

On yıl hizmetinde bulunan Enes der ki;

* Bana hiç bir zaman öf bile demedi. Yaptığım bir iş için "Bunu neden yaptın ?" Veya yapmadığım bir iş için "Bunu neden yapmadın ?" demedi.

* Bir gün Resulullah beni bir iş için bir yere gönderdi. Yolda giderken oynayan çocuklara katıldım ve oynamaya başladım. Biraz sonra yanıma gelen Resulullah'a baktığımda bana gülüyordu. "Enescik ! Emrettiğim yere gittin mi ?" diye sordu. Ben de "Evet şimdi gidiyorum ya Resulullah dedim."*

Hz. Peygamber bütün davranışlarında azarlama yerine; akıl, basîret, yüksek anlayış, düşünce ve hikmet yolunu seçmiştir.
Enes bin Malik onun için "Resulullah (sav) çocuklarla en çok şakalaşan idi" der (İbnül Esir-3/466).

5. Çocuklarla Çocuklaşırdı...

“Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” diye buyurarak çocukların duygularına eşlik etmenin önemini öğretmişti... Bazen çocuklarla yarış yapar bazen de sırtına binen çocukları gezdirirdi.

Ya bizler ! Kuşu ölen bir çocuğun acısını paylaşmaya giden, yetimin başını okşayan, çocuklarla oynayan bir peygamberin ümmeti olan bizler !...

“Hiç, bir çocuğun gözüyle bakmayı denediniz mi hayata ? Ya da kendi çocukluğunuza geri dönüp hayatı o bakışla yorumladınız mı ? Çocuklaşmak soyut bir kavramdır ama kapsamı geniştir” (Esan Gul, Çocuk eğitiminde Kırk hadis). ”Hangi suçtan öldürüldü”(Tekvir, 9) diye sorulduğunda, günümüz dünyasının öldürülen çocuklarının hesabını hesaba katmamız gerekmektedir. Sadece kendi çocuklarımız için değil, tüm dünya çocukları için umut olmak kimin görevidir ? "Ey İnananlar ! Andolsun ki, sizin için Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çokça anan kimseler için Rasûlullah en güzel örnektir.”(Ahzab:21)

Ya şimdi !

Dünyanın, yetim, mazlum, mağdur çocukları ne kadar da muhtaç Onun şefkat, sevgi ve adaletli tavrına…

Sabiha Ateş Alpat


Yorum (21) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/4/2008 - Kur'an Mesajının içeriği

Kategori: tevhid

"Bu (Kur'an), kendisiyle uyarıl (ıp sakındırıl) sınlar, O'nun bir tek ilah olduğunu gerçekten bilsinler ve (temiz) akıl sahibleri (düşünüp) öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir tebliğdir." (İbrahim Sûresi, 13/52) 


       Bu tebliğin, bu bildirinin başlıca temel maksadı "insanların Yüce Allah'ın yalnız ve yalnız tek bir ilah" olduğunu duyup öğrenmeleridir. Bu hem Allah'ın dininin başlıca ilkesidir, hem de İslâm hayat sisteminin dayandığı asıl noktadır.
       Tabiatı itibariyle asıl maksad bilgi olmayıp, bu bilginin öngördüğü ilkeye göre insanların günlük hayatlarını yönlendirmeleridir.
       İnsanların, "Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur" ilkesine dayanan İslâm dinine bağlanmalarıdır.
       Madem ki O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur; insanlar sadece O'na karşı boyun eğmelidirler. Çünkü Rablık ve Hakimiyet; efendilik, uygulama, kanun koyma ve hayata yön verme sıfatlarına haiz olanın hakkıdır.
       İnsanların hayatlarını bu temel ilkeye dayandırmaları, onları, beşerin yine kendisi gibi bir beşere kul olmasına ve ona itaat edip boyun eğmesine dayanan cahili hayat sistemlerinden ayrı kılar. Bu ayrılış, inanç ve düşüncede, ibadet amaçlı ferdi davranışlarda, ahlâk kurallarında, değer ve ölçülerde kendini gösterir. Aynı zamanda bu ayrılık ekonomik ve toplumsal sistemlerde, fert ve toplum hayatının her alanında ortaya çıkar.
       Hiç kuşkusuz bir ve tek olan Allah'ın uluhiyetine ve onun bu uluhiyetinde ortağı olmadığına dair inanç şekli hayatın her alanını kapsayan eksiksiz bir yaşam biçiminin temelini oluşturur. İslâm akidesinin sınırları, hayatın en ince noktalarını içine alacak kadar geniş ve pratiği olmayan bir inanç sisteminden çok daha kapsamlıdır. Kalbde yer eden ve pratikte hiçbir etkisi olmayan bir inanış şekli kendi başına kesinlikle yeterli değildir. Bu akide, bu inanış biçimi, ahlâk sorununu nasıl bir inanç sorunu haline getirmiş ise, aynı şekilde hakimiyet sorununuda bir inanç sorunu haline getirmiştir. Ahlâk ve değer ölçülerini kapsadığı gibi, rejim ve kanunları da kapsayan hayat sistemi bu akideden kaynaklanır. İnanç noktasında hepsi aynı seviyede ve aynı derecede öneme sahiptirler.
       Biz bu dinin akideden asıl kastettiğini en iyi biçimde kavramadan, Allah'dan başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v)'in Allah'ın Kul'u ve Rasul'ü olduğuna şahitlik etmenin anlamını bilip öğrenmeden, Kur'an'ın anlatmaya çalıştığı mesajları kavrayamayız. Bu şehadetin anlamının sadece O'na boyun eğmek demek olduğunu, sırf namaz esnasında değil, hayatta karşılaşılan her meselede -bu şehadetin-geçerli olduğunu anlamadan Kur'an'ı anlamamız mümkün olmayacaktır.

       "Bu (Kur'an), kendisiyle uyarıl (ıp sakındırıl) sınlar, O'nun bir tek ilah olduğunu gerçekten bilsinler ve (temiz) akıl sahibleri (düşünüp) öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir tebliğdir." (İbrahim Sûresi, 13/52) 

                                                                       Şehid Seyyid Kutub

Yorum (13) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/3/2008 - Selam Sana Ey Şehid..

...
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2008 - GÖZYAŞI

 

                                                     

 

Gözyaşı; gönüller iklimine sunulan nimetlerden sadece bir tanesidir. Kalbi yumuşaklara, merhamet dolu olanlara Allah'ın bahşettiği güzel bir nimet. Hem de bedeli ödenmeyen ödenemeyecek olan bir nimet.
Biz biliriz ki, Her nimetin bir külfeti, her külfetinde bir nimeti vardır.
Gözyaşı; göklere uçurur gecelerde kendini bileni, karanlık sandığımız geceleri aşk ve ateşin rengine boyar, kıpkızıl yapar.

Gözyaşı yıldızlara alırda götürür, götürürde yakar seni. Sevda ağacının meyvesidir en tatlı en sade ve en güzel. Aynı zaman da sevda tohumunun yegane can suyudur.

Gözyaşı yıldızları tanımaya doğru çıktığımız yolculukta; dünyada üşüyen bedenimizi ve yüreğimizi ısıtabilen bir güç, acizliğimizi ispatlayan bir sevdadır.

Akar, gözyaşı gözlerimizden ince ince ve tane tane
Sevda tohumunu ektiysen kalbe, merhamete, vicdana; yazdıysan acılar içinde bir mektup gel diye, yıldızlar haydi uçurun beni göklere dediysen ve her şeyin, herkesin sevgisini çıkarıp, tek O'nun sevgisini doldurduysan beynine, kalbine, tüm hücrelerine İşte o zaman çağır ve başla yüreğindeki sevda ağacını gözyaşlarıyla sulamaya.

Her gece çökerken yavaş yavaş yüreğine, yalnızlığa adım atarken; dertlerinle, aşklarınla, sevinçlerinle ve hüzünlerinle baş başa kalmaya başlayınca, seni terk etmeyen tek dostun, tek yoldaşın gözyaşıdır. O her yerde her zaman seninledir. Yeter ki iste, yeter ki çağır. O hemen gelir.
Gözlerine yaş dolduysa üzülme iyi bak, gözlerinden damlayan gözyaşına. İyi bak neler diyor sana. İyi bak, ne diyor sana
Ben gözyaşıyım.

Allah'ın ilk yarattığı gibi tertemiz, günahsız ve safım.
Bana nice hasret sığmış, tasa yerleşmiş. Sizinle var ol-muş, sizinle yaşamışım. Eğer beni sizlerin gözlerine getiren yüreğinizin derinliklerinden çıkıp en Yüce makama çıkan tövbenizse; ben yıldız olur yağarım yüreğinize. Yıldız olur dizilirim kirpiklerinize. Gözlerinizden başlayarak bedeninizi meleklerden bile daha saflaştırır hafifletirim. Uzayın bilinmeyen, bilinmesi de mümkün olmayan noktalarına ışınlarım sizi. Fark edemezsiniz bile. Ben senin Yaradan'ın önündeki acizliğinin şahidi, ispatıyım..Yüreğindeki kibri, kibirden doğan kötü duyguları, hastalıkları yıkar, ruhunu temizlerim.
Ben gözyaşıyım.

Ayrılmaz dostunum senin. Kötü günde de iyi günde de hep gözlerindeyim. Sevincinizde de hüznünüzde de ben varım. Benimle paylaşırsınız her şeyi.. Ben hep gözlerinizdeyim. Yeter ki çağırın beni, yeter ki isteyin beni.
Ben gözyaşıyım

Allah'ın ilk yarattığı gibiyim hâlâ. Tertemiz ve günahsızım.
Dualarınız benimle ulaşır Yaradan'a. Ben varsam siz değerlisiniz. Ben varsam siz rahmete nail olursunuz. Ben varsam merhamet ve vicdanınız sizinle konuşur.
Bazen mazluma eşlik ederim, bazen bir anneye. Bazen zenginler çağırır, beni bazen fakirler. Ben kimseye küsmem, zalime bile. Yeter ki çağırsın beni, yeter ki isteyip yüreğini açsın bana. Yeter ki gel desin.
Ben gözyaşıyım.

Hemen gözlerinde biterim. Bensiz yapamazsınız. Nasıl ki toprağın bağrına ekilmiş bir tohum, gökyü-zünün ağlamasına ihtiyaç duyarsa, kalbinizdeki sevda ağacı da beni ister. Pınar olur, beslerim ben onu.
Merhamet benle başlar. Sevda benimle hayat bulur. Kalpler benimle büyür. Hayat benimle güzeldir. Peygamberler bile vazgeçmedi benden. Ben onların mirasıyım. Kıymetimin farkına varın ve çağırın beni.
Unutmayın, ben gözyaşıyım

Biraz olsun huzura kavuşmak için gözyaşı vazgeçilmez bir güzellikse eğer; yüreğimizde saklı kalmış ne varsa apaçık bırakalım gözyaşlarını. O anlatsın suçlarını, sevdalarını. Yüreğinde saklayamayız ki.
Gözümüzden yaş akmasa, divane olduğumuz gecelerde yürek neye dayanabilir ki?
Bir damla gözyaşı, yüreğini, duygularını yaşatmaktır.
Kararan, çıkmazda olan sözlerini bırak, bir damla gözyaşına


Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/3/2008 - Aşırılık ve Taşkınlık Yapmayalım

Kategori: tevhid

Ey insanlar! Yerdeki şeylerden helâl ve temiz olmak şartıyla yeyin! Şeytanın izinden gitmeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır. "Muhakkak ki o şeytan, size kötülük ve fahşa emreder. Size ahlâksızlığı emreder. Ve de Allah hakkında, bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (2 Bakara, 168-169)
Ey insanlar! Sizler hepiniz Allah'ın kullarısınız! Uyanlarınız da, kendilerine uyulanlarınız da hepiniz yemeye içmeye mecbursunuz, muhtaçsınız! Allah'ın yarattıklarına muhtaçsınız. Öyleyse yeryüzündeki nîmetlerin helâllerinden ve güzellerinden yiyin ve de şeytanın adımlarına uymayın. Şeytanın arkasından gitmeyin. İşte kendisine uyulanlardan birisi de şeytandır. Şeytan bize helâlleri haram gösterir, haramları helâl gösterir. Te-reyağları size haram başkalarına helâldir der. Kadınlar size haram başkalarına helâldir der. Aman diyor Rabbimiz; Allah'ın haramlarını kimse helâl kılmasın, Allah'ın helâllerini de kimse haram kılmasın. Bu toplumda belâ sadece haramların helâl kılınması değil, aynı zamanda helâllerin de haram kılınmasıdır. Zaten şirkin en önemli özelliklerinden birisi de budur. Önünde bir sürü helâller var; ama yaklaşamıyorsun. Haramdır sanki onlar. Ama nice helâl diye sunulan şeyler de aslında haramdır.
Sizler ey Müslümanlar, kesinlikle haram ve helâlleri belirleme konusunda şeytana tabi olmayın, kendinize göre haram ve helâl belirleme durumuna düşmeyin! Bu konuda kıstas vahiydir, Allah'ın ha-ram dedikleri haramdır, Allah'ın helâl dedikleri de helâldir. Bilesiniz ki şeytan, sizin için çok açık bir düşmandır.
"Muhakkak ki o şeytan, size kötülük ve fahşa emreder. Size ahlâksızlığı emreder. Ve de Al
lah hakkında, bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder." (2 Bakara, 169)
Bana göre Allah böyle olmalı, bana göre Allah böyle demeli, şöyle demeli diyerek sizin Allah hakkında düşüncelerinizi bozmaya çalışıyor. Allah kanunlarına muhalif kanunlar yapmaya yönlendirir sizi. Öyleyse kesinlikle şeytan vahiylerini dinle-meyeceğiz, hep Allah'ın vahyini dinleyeceğiz, Allah'ın helâl dediği helâldir, Allah'ın haram dediği de haramdır. Allah doğru söyler, Allah güzel söyler diyeceğiz ve şeytana uymayacağız.
Şeytan size fahşayı emreder diyor Rabbimiz. Fahşa; fuhuştur, ama sadece fuhuş değildir tabii bunun mânâsı. Fahşa, fahiş ve aşırılıklar demektir. Maddî ve manevî tüm aşırılıklar demektir. Eşya tale-binde aşırılıklar, mal talebinde aşırılıklar, rızık talebinde aşırılıklar, bilgi toplama talebindeki aşırılıklar, sevgi ve saygıda aşırılıklar, yeme içme-deki aşırılıklar ya da kadın erkek ilişkilerindeki aşırılıklar… Kur'an'da pek çok yerde:
"Bunlar Allah'ın hudutları-dır ve bunları asla aşmayın! Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (2 Bakara, 229)
Yâni bunların hepsinde duru-lacak bir sınır vardır. Durulacak bir nokta vardır. Meselâ çoğumuzun bugün yedi sülâlemizi besleyecek kadar malımız, mülkümüz varken yine de durulacak bir nokta tesbit etmeden kimi insanlar dünyanın kulu kölesi olmuşlar değil mi?
İşte şeytan insanlara bu tür fahşaları emreder.
"O müşriklere Allah'ın indirdiklerine tabi olun! Denildiği zaman: Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde buldu isek ona tabi oluruz! derler. Ya ataları bir şey anlamaz ve doğruyu bilmez idiyseler!" (2 Bakara, 170)
Bu şekilde şeytanın adımlarına uymuş ya da bir kısım liderlerin peşine takılarak, onların Allah ka-nunlarına ters düşen arzularına uyan ve de şirke düşmüş insanlara: Gelin "Allah'ın indirdiğine tabi olun! Denildiği zaman, hayır bizler atala-rımızı neyin üzerinde bulmuş isek ona tabi oluruz derler."
Bu düşünce de şeytanın plan-larına, şeytanın adımlarına uymadır. Şeytanın yoluna uyan insanların sergiledikleri çok çirkin bir davranıştır bu. Bu insanlar sadece iz takip eden insanlardır. Uydukları şeylerde araştırma, inceleme, düşünme yapmazlar. Atalarının ve dedelerinin kutsal mîrası onlara yet-mektedir. Atalarının mîrası, onlar nazarında o kadar kutsal ki; onu araştırma gereği bile d