Kitaplar; Kur'an a ,şahıslar ;Rasulullah'a gölge ve vekil olmamalıdır.....








Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesidir - Blogcu

bennur 76 - s.k

Hakkımda

Dünyaya geldiğiniz zaman bir taraftan yaşamaya bir taraftan ölmeye başlarsınız....şunu anlamakta geç kalmayın;doya doya yaşamak uzun yaşamak değil,iyi yaşamaktır

bennur 76 - s.k

Son Yazılarım

TÜKENDİ
Allah’a Secde Etmenin Fazileti
BİR ÇOCUĞUN RAMAZAN GÜNLÜĞÜ
NİFAK
YÜREK FETHİ
Temeli Tevhid Olan Ailelerin, Hayatları “TEKBİR” olur!.
MUTLULUĞUN YOLU
Kur'an Diliyle Dualar
HZ. EBUBEKİR (r.anh)
ŞEFAATİ HAK EDEN ANCAK MÜ'MİNLERDİR

bennur 76 - s.k

Gönüldaşlarım


burcinturpcu

allahbirdir

Gunisigim

haberiks

sevgikelebegim1

sevda1000

ResuleVuslat

cehizim

bilimhaberleri

okanbozkurt

neslinursema3

taraftar1907

sudenaz002

sonsuzlukkervani

dildade

eylengonul

ilahimp3

Tarikyalvac

muleykem

nurancasiiralemi

muhurgoslum

cafetu

aykara58

samatracik2006

destebasi

yusuftalha

bayansanem

SLIDESHOW

agustosyagmuru50

islamiyetnurlari

yakub

tibette7yil

ibretlik

boykotcu

amenna

FATIMA

keder

mnelam

METINOL

adriaticdinibilgiler

uzlet

merdiozan

HazanMevsimleri

Allame

kitabooku

sukretmiyoruz

vivaforever

Ozdemir

hilal17

tabiin

filiz70

akvaryumum

nasmina

shn

neslinursema1

cecenistan61

hidayetsaati

cilginavatar81

rindiseyda

rumeysa1980

huzundamlalari

candansayfa

mesale

SanaGeleyim

hktedepyahu

cennetedavett

surgunsehrim

dave96

hunerliannem

TILLSIM

chartoy

siargunlugu

as06

oldwomen

ustaplan

aksicocuk

nezaketbolat1

fuadyusufoglu

gullerinkalbi2

omrumsana

lordoftheloneliness

sohbetsevenler

Adriatic

huzuraskeri

affeyleallahim

Dilefkar

islamtv

birdiyar

yakzan

hayber

rumuzsehadet

aysecim

orkunintifada

hasanbeyan

nehissettin

myvizyon

gullerinkalbi3

sessizyusuf

Mansur

SairinDilinden

bennur 76 - s.k

Ya Rabbi bize sonu şehadet olan ameller işlet.Nefsimizde olani değiştirmede bize yardım et.Hakkı olduğu gibi anlamayı ve anlatmayı nasip et.Senin zikrini anmayı ve yaşamayı nasip et.Ya Rabbi bizi sevdiklerinle beraber yaşat;sevdiklerinle beraber öldür ve sevdiklerinle beraber haşreyle.Bile bile şirk koşmaktan sana sığınırım.Bilmediklerimiz hususunda da senden af dilerim...Ya Rabbi bize Hz Adem 'in(as) tevbesini;Hz İbrahim'in(as) imanını;Hz İsmail'in teslimiyetini;Hz Yusuf'un(as)iffetini;Hz Meryem'in adanmışlığını ;Hz Hatice'nin gayretini ver...AMİN...

bennur 76 - s.k

6/11/2009 - TÜKENDİ

Tükendi…

Asrın  hastalığı  veba  tüketim
Tüketeyim derken,insan tükendi
İman, insan için  yapı denetim
Hakikate eren kalpler tükendi
 


Daha fazla  kılmak  için kazancı
Reklamsız  işler yürümez dendi
Kadını ettiler  reklam aracı
Objektif  önünde  kadın tükendi

 

İşler döner oldu dalavareyle
Bizi  kökten yıkan hep bu düzen di
İhanet diz  boyu gel de sabreyle
Doğruyu  söyleyen  diller  tükendi

Ölçüler  Rabban’i olmak  zorunda
Bu çağda,bu ölçü olmaz ki den di
Örtü yasaktır kamusal,kurumda
Modaya  kurban verdik,örtü tükendi



Ülkeye nesiller olur gelecek
Yıktılar  gençlikte manevi bendi
Bunun hesabını kimler verecek?
Medeniyet çarkında gençlik tükendi

Kapladı semayı,her yer zulumat
Günahın adına  çağdaşlık dendi
Çirkeflik diz boyu,her yer  fucurat
Doğmuyor ki güneş,sabrım tükendi
 
Sabiha Ateş Alpat
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/10/2009 - Allah’a Secde Etmenin Fazileti

Mi'dad b. Ebi Talha (ra) şöyle anlatır: "Ben, Rasulullah (s.a.v.)'ın azadlısı Sevban (ra) ile karşılaştım, O'na: "işlediğim de beni cennete koyacak bir amel söyle" dedim, -başka bir rivayette- "Amellerin Allah'a en sevimli alanını bana bildir" dedim. Ama O konuşmadı. Sonra tekrar sordum fakat yine konuşmadı. Üçüncü defa sorduğum da ise dedi ki :"Ben de bunu Rasulullah'a sormuştum. Rasulullah (sav) "Çok secde et. Zira sen her ne zaman Allah için bir secde etsen, Allah, o secde sebebiyle seni bir derece yükseltir ve bir kötülüğünü giderir" buyurdu. " (Müslim rivayet etmiştir)

       Önemine binaen konuyla nakledeceğiz. Ubade b. Sam it (ra), buyururken işitmiştir: 

       "Allah'a secde eden bir kula, Allah'u Teala, o secde sebebiyle bir iyilik yazar, bir kötülüğünü yok eder, makamını da bir derece yükseltir. O halde secdelerinizi çoğaltıp artırınız.” (ibn-i Mace, Hadis "Sahih" tir. )  

Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 

       " Kulun, Rabbine en yakın olduğu hal, secde halidir. Öyleyse (orada) çok dua ediniz." Müslim rivayet etmiştir.) 

Açıklama:

       Bu hadisi şeriften; sahabelerin cennete girmek için ne kabar çok çaba harcadıklarını ve bu yolu gösteren amelleri öğrenmeye ne kadar istekli olduklarını rahatlıkla anlayabiliriz. Allahu Teala Kur'an-ı kerim'de: "Eğer bilmiyorsanız ilim ehline sorun" (Enbiya suresi 7) buyurarak bizleri öğrenmeye, öğrenmek için de soru sormaya teşvik etmiştir. Bu nokta da bize düşen, kendimizi, cehennemden kurtaracak ve cennete koyacak amelleri öğrenme hususunda çaba sarf etmek ve büyük küçük demeden kim olursa olsun, hakkı bize ulaştıranlardan alma noktasında kibre ve gurura kapılmadan cehd-ü gayret göstermektir. 
       
       Abdullah ibn-i Mes'ud'un (ra) "Hakkı, düşmanım bile söylese kabul et, batılı, dostun bile söylese reddet" sözü, bu meseleyi çok net bir şekilde ifade etmektedir. 
       
       imam Mücahid' de "ilmi, haya eden ve kibirlenenler öğrenemezler" (Buhari, Kitabu'l ilm de "Muallak" olarak rivayet etmiştir)  diyerek soru sormada utanan ya da kibrinden dolayı soru sormayan insanların ilmi elde edemeyeceğini bize öğretmiştir. 

       Rabbimiz Kehf Suresin de, Hz. Musa'nın ilim öğrenmek için uzun bir yolculuk yaptığını ve bu uğurda yorularak birçok sıkıntıya göğüs gerdiğini anlatır. Ümmetin yıldızları olan Sahabe, Tabiin ve Etbau't tabiin de ilim öğrenebilmek için aynı zorluklara katlanmış, bir Hadis-i Şerifi öğrenmek veya ilmi bir meseleyi halledebilmek için çok uzun mesafeler kat etmiştir. 

       Cabir b. Abdullah (r.a), Abdullah b.Üneys' e (r.a) tek bir hadisle ilgili soru sormak için tam bir aylık mesafeye yolculuk etmiştir.  (Buhari, Kitabu'l ilm) 

       Said b.Müseyyeb (r.a)'de şöyle demiştir: "Yalnızca bir hadis öğrenmek için gece gündüz yolculuklar yapardım" (EI-Bidaye ve'n Nihaye, 9/100) 

       Bu insanlar, bir meseleyi öğrenebilmek için bu kadar uğraş gösteriyorsa bizlerinde bundan ibret alması ve dinimizi öğrenme adına mutlaka bir şeyler yapması gerekir. 

       Selef-i Salinin' in ilim uğruna çektiği sıkıntıyı ve bu yolda görmüş olduğu zorlukları öğrenmek isteyenlere; Şeyh Ebu Gudde'nin kaleme aldığı ve "ilim Uğruna" ismiyle tercüme edilerek "Polen Yayınları" tarafından piyasaya sürülen eseri tavsiye ederiz. 

Hadisimizde secdenin önemine dikkat çekilmiştir. 

       Secde; kibir ve gururunu ayaklar altına alarak en değerli azan olan alnını Alemlerin Rabbi'nin huzurunda yere koyarak ubudiyetini ifade etmendir. 
       Secde; aczi yet ve zaafını Allah'a arz etme makamıdır. 
       Secde; Allah'tan başkalarına itaat etmeyeceğini ve kulluğun sadece Allah'a olacağının ilanıdır. 
       Secde; Allah'ın huzurunda baş eğerek müstekbir Tağutlara baş kaldırmanın simgesidir. 
       Secde; Şeytan'ın kaybettiği imtihanı kazanmaktır. 
       Secde; dualara icabet anıdır. 
       Secde; huzura ermenin ve kalbi itminanı elde etme 
       Secde; sadece secde edenlerin hissedebileceği müthiş bir tattır. ihlaslı bir kalple ve bu manaların tamamının bilincinde olarak Allah için secdeye kapanmak, kişiye kulluğunu, Allah (cc) karşısında ne kadar aciz ve zayıf olduğunu, O'na olan ihtiyacını ve beşeri yetersizliğini fark ettirir; Onu sufIi  alemden alarak ulvi alemlere sevk eder. 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/9/2009 - BİR ÇOCUĞUN RAMAZAN GÜNLÜĞÜ

Ramazan 1
Bu gün evde bir acaiplik var.
Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.
Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi.
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
Ablam bile!

Ramazan 5
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.
İzledim hepsini.
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
Ama gülmeye cesaretim yok.

Ramazan 9
'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi.
Zaten başka ne der ki…
Anneme sordum, Ramazan dedi.
Babama sordum, Oruç dedi.

Ramazan 11
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.
Arkadaşım Fatıma'ya sordum.
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.

Ramazan 14
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.
Uyandım.
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.
O da yok!
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim.
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
Bizimkiler yemek yiyorlar!
Vay uyanıklar.
Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.
Birde üstüme gülüyorlar…
Korkaklar.

Ramazan 17
Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.
Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim.
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.
O zaman devam.
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli ki!

Ramazan 19
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.
Oturup birlikte Kur'an okuyorlar.
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.
Sevim teyze de başını örtmüş.
Çok da yakışmış.

Ramazan 22
Her şey aynen devam ediyor.
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
Hepsi akşam ezan okuyor.
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor.
Ne hoş.

Ramazan 24
Oruç'u merak ediyorum.
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.
İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum.
Onlarla tanışmaya can atıyorum.

Ramazan 25
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
Bu Kadir de kim?
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.

Ramazan 26
İftarı çok sevdim.
Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.
Gece yemek yemenin adı da Sahur.
İftar sonrası eğlenceler oluyor.
Babam camilere götürüyor bizi.
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.

Ramazan 28
Merak içinde beklerken uyuyakaldım.
Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.
Ben göremedim.
Anlayamıyorum.
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.
Sinir oluyorum.
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.
'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum.
'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor.
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!..
Soramıyorum 'Bayram kim?' diye.
Neden o gelmeden abim gelemiyor?
Belki de abimin arkadaşıdır.
Çok özledim abimi.
Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.

Ramazan 29 / Arefe
Sonunda bir hanım ismi duydum.
Arife diyemiyorlar mı ne?
Arefe diyorlar.
Niye Arefe?
'Arife' olması gerekmiyor mu?
Yengemin adı gibi yani...
'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem.
Demek ki Arife teyze çok titiz.
İyice telaşlandılar.
Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.
Temizlik yapılıyor.
Yemekler hazırlanıyor.
Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi.
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.
Akraba da değil.
Kafam karma karışık.
Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.

Ve Bayram geldi

Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.
Oruç öldü heralde diye düşündüm.
Gece Abim gece gelmiş.
Sevinçten haykırdım.
Çok özlemişiz birbirimizi.
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime.
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.
Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.

***

Abimden söz aldım.
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
Ben de verdim..
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.
Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.
Sendromu anlamadım.
Ama olsun, Abime güveniyorum.
Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım.
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.
Abim bu konu beni aşar diyor.

Bayramı çok sevdim.
Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.

Bizim için her gün Ramazan olsa!..
Ne iyi olur.. "

ALINTIDIR....
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/6/2009 - NİFAK

Kategori: hadis

Rasulullah (s.a.s) buyurdu ki:

       «Dört şey kimde bulunursa halis münafık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir özellik kalmış olur. Bunlar; kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet etmek, söz söylerken yalan söylemek, söz verdiğinde sözünü tutmamak, kavga zamanında haktan ayrılmaktır.»  (Buhari-Müslim)
  
     
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ

       Tüm dava ve hareketleri kökten sarsan ve yıkılmaya mahkum  eden nifak (iki yüzlülük) olayını Allah her çeşidiyle kesinlikle haram kılmıştır. İslam nifakı iki şekilde ele almıştır:

        a) Ameli Nifak: İmanın şartlarını tam olarak yerine getiren bir mü'minin yalan söylemesi, emanete hıyanetlik etmesi, söz verdiğinde sözünü tutmaması, kavga zamanında haktan ayrılması gibi İslam tarafından haram olarak vasıflandırılmış kötü amellerdir.
       b) İtikadi Nifak: İmanı kalben tasdik etmediği halde diliyle inandığını söylemek. işte bu, netice olarak en tehlikeli olan ve Allah'ın «Küfrün en şiddetlisi» olarak adlandırdığı nifak çeşididir.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/5/2009 - YÜREK FETHİ

Kategori: Okuduklarım


 Kategorilerim bölümüne okuduklarım diye başlık eklemişim ve hiç bir şey yazmamışım geçen gün bir blogcu arkadaşım " okuduklarım eklemişsin ama hiç okumamışsın galiba " diye yazmış yoruma :)).Uzun süredir çok fazla blogla ilgim olmadığı için atlamışım . İslamoğlu'nun
Yürek  Devleti adlı kitabını  okuyorum bu ara.İslamın kılıç soruyla değil yüreklerin fethiyle yayıldığını çok güzel bir üslupla anlatmış.Emri bil maruf nehy anilmünker neydi nasıl yapılır peygamberimiz ve sahabeden örneklerle açıklanmış  naçizane okumanızı tavsiye ederim.

"Bırak otçuların gözü yoncada olsun.Senin gözün daima insanda olacak.Hammaddesi makbul fakat adresini yitirmiş birini gördüğünde "bundan ne güzel müslüman olur" diyecek  ve tüm yüreğinle dua edeceksin.Onu kimliğini yitirmiş halde gördüğünde kahrolacak,elinden birşey gelmiyorsa dahi, yüreğin bir peygamber yüreği gibi yanıp "Allah ım ,onları affet,onlara hidayet et,,çünkü onlar bilmiyorlar!" diye yakaracaksınArşın kapısına onlar için asılacak, yüreklerinin mührünü çözmesi için başını o kapının eşiğine vuracak,vuracaksın.
        Önce  seveceksin.Garazsız ve ivazsız, pazarlıksız, bedelsiz seveceksin. Sevginin illeti ölümsüz olacak , ki sevgin de ölümsüz olacak. Davet yemeğini sevgi kaşığıyla sunacaksın.Sevgiden başka bedel beklemeyeceksin, ki sevginin bedeli sadece sevgidir, ondan başkası sevgiyi ucuza vermektir.Benim ücretim sadece O na aittir diyeceksin. Tüm faturaları yakarak yola çıkacaksın ki ilerde fatura çıkaramayasın.
...........
İşte fetih bu şekilde bir hayat tarzına dönüşecek ve fetih yalnızca küresel planda değil evrensel planda da gerçekleşecek"
Mustafa İslamoğlu  Yürek Fethi

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/5/2009 - Temeli Tevhid Olan Ailelerin, Hayatları “TEKBİR” olur!.

Kategori: tevhid
 

Aile toplumun en küçük ama en önemli parçasıdır.Ailenin sağlıklı olması bireylerin kimlikli/kişilikli olması demektir.Bu da toplumun sağlıklı yapısını oluşturur…Yaşadığımız çağda boşanmaların hızla tırmandığı bir dünyada yaşıyoruz.. Huzur kaynağı olması gereken evlerimiz stres hastalığından komada!. Sükun bulduğumuz/ sükun bulmamız gereken yuvalarımız sıkıntı odağı olmuş.Gerçeği görmek istemeyenlere rağmen ısrarla çözümün,  aile yuvalarının “Tevhid”  temeli üzerine inşa edilmesinin tek çare olduğunu dillendirmek ve de mutlaka elimiz altındakileri Tevhid bilinci ile bilinçlendirmek durumundayız…

Neden Müslüman ailelerde  sorunlar yaşanmaktadır?..Neden çağa bir Mus’ab,bir Fatih,bir Sümeyye yetiştiremiyoruz?(!).Cevabı çok açık;Teslimiyet ve temsiliyyet sorunumuz var!.Çok şey biliyor/okuyor olabiliriz.Bilgimizi bilince dönüştüremeyince,sadece aile de değil genel olarak ümmet fotoğrafımız netleşemiyor!.İnsanı başı boş bırakmadığını beyan eden Allah(cc),hayatımıza rehber olması için kitap ve peygamberler göndermiş ve her şeyi açıklamıştır.Gönderilen kitabı  gereği gibi okuyanlar hem dünya ve hem de ahiret saadetine ereceklerdir.

Kitap Yaşanmak İçin Gönderilmiştir!.

Kur’an’ın daha ilk sayfasını açtığımızda ” Elif.lam.mim.İşte bu kitap Allah’tan hakkıyla korkanlar için rehberdir/kılavuzdur”(Bakara.1.3)..Kılavuz yol gösterendir,hayatı  öğretendir..Hayat kitabımız ailelerin nasıl olması gerektiğini açıklamış,bu konu da modeller sunmuş,bu çağın ve her çağın müntesibine yol göstermiştir.

 

“ Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti”(enam.153)..

İslam’dan başka yollar/ideolojiler/sistemler/dinler “La” ile red edilerek “İlla”  deyip Tevhid dinine/yoluna dahil olan ;Hayata dair ne varsa,       hükmünü yalnızca Allah’tan alacağını ilan eden insan,aile kurarken de bu ilkeden hareketle,bu gerçek dairesinde yuvasının temelini atarak aile ortamını huzur/hudu/ sükun/ bulunan bir cennete(bahçe) çevirir.

 Aile ise aynı hedef için bir araya gelmiş,hedef birliği olan insanlar topluluğudur.Ve İnsan bir Adem ve bir Havva’dan yaratılmıştır.Biri diğerinin zevci,yani yarısı/eşidir.Tıpkı bir elmanın yarısı gibi,bir parçası olmazsa diğeri yarım kalır.İlk aile olma özelliğini taşıyan Adem ve Havva (as.) ise hedef birliğine sahiptiler.Hayat kitabımız bir de bize Hz.Lut’un(as) karısından bahseder.O ise imraetun diye ifadelendirilir;yani  bir kadın.İnsan cinsinden biri ama zevc değil..Bunun nedeni açık  o kadın hz.Lut ile hedef birliğinde değildi.Demek ki önce eşler bir birlerine zevc olmayı becermek zorundadırlar..

Şimdilerde nerede ocaklarımız diyerek arayıp sorsak da bir ocaktı® aile;Saygının,sevginin,şefkatin,huzurun,sükunun,güvenin,fedakarlığın  ve birliğin ocağı.

Sağlam temel üzerine inşa edilirse bir okuldur aile..Bugün sokaklarımızdan,okul önlerimizden,gençlerimizin gidişatından memnun değil de rahatsızlık duyuyorsak bunun çaresi evlerimizin Tevhid temeli üzerine kurulup bir mektep işlevi yapmadığındandır..

Kur’an’ın çizdiği aile modelinde ana  prensip;Temelin, Allah’a,yalnızca Allah’a kulluk düsturu üzerine kurulmuş olması gerekir.

“ Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zariyat:56). Sadece aile kurmanın temeli  değil yaratılış gayesi budur aslında.Kulluk yaygın anlayışta namaz,oruç.vb gibi özel ibadetler algılansa da söz dinlemek,itaat etmek,boyun eğmek manasındadır.Yalnızca Allah’a kulluk demek ise; hayatta  yalnızca Allah’ın dediği olur manasındadır özetle…Niçin aile sorusunun cevabı taraflar açısından net olmalıdır!. Kulluk yürüyüşünde dayanışma içerisinde olmak,davanın yüküne birlikte omuz vermek,evlatları birer kul yetiştirmek,hayatın imtihanında sınavı birlikte dayanışarak vermek ve birlikte kazanabilmek için!.. Cennet yolculuğunda yol arkadaşı olan  zevc!.İmanın imtihanında  yanında olan yar’ın!.Bu nedenle zevc seçmek ve temeline Tevhid,harcına takva yerleştirmek mesele…

Ne de olsa hayat  tıpkı evcilik oyunu gibi.O halde oyunu kuralına göre değil,İslam’ın kurallarına göre oynamak gerek…Selam ve dua  ile..

 

Sabiha Ateş Alpat.

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/5/2009 - MUTLULUĞUN YOLU

Kategori: ayet
::::::::::::::::::::::: بسم الله الرحمن الرحيم :::::::::::::::::::::::

Mutluluğun formulü 40 ayette gizli...

İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.

 
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/4/2009 - Kur'an Diliyle Dualar

Kategori: ayet

Ali İmran Suresi 53. Ayet : Ey Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik, resule uyduk; artık bizi gerçeğin tanıklarıyla beraber yaz!

Müminun Suresi 29. Ayet : Rabbim, beni bereketli bir yere indir! Sen, konuk ağırlayanların en hayırlısısın.

Araf Suresi 89. Ayet : Rabbimiz, bilgice herşeyi kuşatmıştır. Allah`a dayanıp güvendik biz. Ey Rabbimiz! Toplumumuzla bizim aramızda hak ile hükmet. Sen, çözüm getirenlerin en hayırlısısın.
 
Bakara Suresi 128. Ayet : Rabb`imiz! Bizi, sana teslim olmuş iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et. Sen, evet sen, Tevvâb`sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahîm`sin, rahmetini cömertçe yayarsın.

Nuh Suresi 28. Ayet : Rabbim! Beni, anne-babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet! Zalimlerin de sadece helâk ve perişanlığını artır!

Bakara Suresi 201. Ayet : Ey Rabb`imiz, bize dünyada da güzellik ver, âhırette de güzellik ver. Ve bizi ateş azabından koru.

Enam Suresi 162. Ayet : Benim namazım, kulluğum/bağışım, hayatım, ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

Mümtehine Suresi 4. Ayet : Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!

Enbiya Suresi 89. Ayet : Rabbim, beni yapayalnız, bir başıma bırakma. Sen, vârislerin en hayırlısısın.

Furkan Suresi 74. Ayet : Rabbimiz, eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı bağışla. Bizi takvaya sarılanlara önder kıl.

Ali İmran Suresi 193. Ayet : Ey Rabbimiz! Bir çağırıcının, `Rabbinize inanın!` diye imana çağırdığını işittik ve iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla bizim. Kötülüklerimizin üstünü ört ve bize iyilerle birlikte ölmek nasip et.

İbrahim Suresi 38. Ayet : Rabbimiz, hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de bilirsin, açığa vurduğumuzu da. Yerde de gökte de hiçbir şey Allah`a gizli kalmaz.

Kehf Suresi 14. Ayet : Rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir. O`ndan başka hiçbir ilaha yakarmayız. Aksini yaparsak saçma söz söylemiş oluruz.

Lokman Suresi 26. Ayet : Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah`ındır. Kuşkusuz, Allah mutlak Ganî, mutlak Hamîd`dir.

Saffat Suresi 100. Ayet : Rabbim, bana barış ve iyilik sevenlerden birini lütfet!

Ali İmran Suresi 26. Ayet : Ey mülkün Mâlik`i, sahibi olan Allah’ım! Sen mülk ve saltanatı dilediğine verir, mülk ve saltanatı dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltip aziz edersin, dilediğini alçaltıp zelil kılarsın. İmkân, mal ve nimet senin elindedir. Sen, her şeye kadirsin.

Müminun Suresi 97. Ayet : Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım!

Ali İmran Suresi 8. Ayet : Ey Rabbimiz! Bizi doğruya ve güzele yönelttikten sonra kalplerimizi bozup eğriltme ve bize katından bir rahmet bağışla. Sen, yalnız sen Vahhâb`sın, bol bol bağışta bulunansın.

Nisa Suresi 75. Ayet : Ey Rabbimiz bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder!" diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz!

Araf Suresi 155. Ayet : Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden biz helak mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından başka birşey değildir. Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim Veli`mizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en hayırlısısın.

Rad Suresi 30. Ayet : O`dur benim Rabbim, ilah yok O`ndan başka, O`na dayanmışım ben! Yalnız O`nadır tövbem!

Rum Suresi 5. Ayet : Allah, dilediğine yardım eder, galip kılar. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir.

Casiye Suresi 36. Ayet : Hamd; göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah`adır!
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/4/2009 - HZ. EBUBEKİR (r.anh)

Kategori: sahabeler

       Hz. Muhammed (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.Kur'ân-ı Kerim'de hicret sırasında Rasûlullah'la beraber olmasından dolayı, "...mağarada bulunan iki kişiden biri..." (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir.
       Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddîk" lâkabıyla anılmıştır. "Deve yavrusunun babası" manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur.
       Teymoğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in nesebi Mürre b. Kâ'b'da Rasûlullah'la birleşir. Anasının adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman'dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir... b. Murra ...et-Teymî'dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hz. Ebû Bekir'in Rasûlullah (s.a.s.)'den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslâm'dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber'den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.
       Hz. Ebû Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571'de Mekke'de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek câhiliye döneminde çok yaygın bir âdet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke'nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamıştır. Rasûlullah'a iman eden Ebû Bekir (r.a.) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslâm'ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslâm'ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdir.Hz. Ebû Bekir hayatı boyunca Rasûlullah'ın yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Rasûlullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danışırdı. (İbn Haldun, Mukaddime, 206).
       Araplar ona "Peygamber'in veziri" derlerdi.Teymoğulları kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Hz. Ebû Bekir'in babası Mekke eşrafındandı. Hz. Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tanınan, sevilen bir kişi idi. Mekke'de "eşnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostlukları vardı. Sık sık buluşur, Allah'ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşâvere ederlerdi. İkisi de câhiliye kültürüne karşıydılar, şiir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.
       İslâm'ı benimsemesi  :   Hz. Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed ile karşılaştığında, Rasûlullah (s.a.s.) ona, "Allah'ın elçisi" olduğunu söyleyip "Yaratan Rabbinin adıyla oku" (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: "Allah'ın birliğine ve senin O'nun rasûlü olduğuna iman ettim" demiştir. Hz. Hatice'den sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) İslâm'ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı " diye lâtif bir benzetme de yapmıştır.
       Mü'min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm'a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslâm'a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır.
       Kendisi de Mescid-i Haram'da müşriklerin saldırısına uğramıştı. Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm'ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b. Affan, Sa'd b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm'a dâvet eden odur.
       Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekir'e de Habeşistan'a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü'l-Gımâd'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke'ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir. Ancak şartlı olarak Ebû Bekir'i himayesine alan İbn Dugunne, Ebû Bekir'in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartları yerine getirmediğini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediğinde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyacı olmadığını, zaten kendisine söz de vermediğini ifade etmişti: "Senin himayeni sana iâde ediyorum. Bana Allah'ın himayesi yeter."
       Böylece onüç yıl Mekke'de Rasûlullah'ın yanında kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Aişe'nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı (İbn Hişâm, es-Sire, II, 485).
       Hz. Peygamber'in bir gecede Mekke'den Kudüs'e oradan Sidretü'l Münteha'ya gittiği İsra ve Mirâc  hâdisesini duyan müşrikler bunu Hz. Ebû Bekir'e yetiştirdikleri zaman; "O dediyse doğrudur." demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir'e; ihlâslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, "Sıddîk" lâkabı verildi. Kur'an tâbiriyle, "O, ne iyi arkadaştı " (en-Nisâ, 4/69) denilebilir.İşte o "Sıddîk" ile o "Emîn", o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir.
       Hicreti Sevr mağarasına ilk giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Rasûlullah içeri girmiştir. Ebû Bekir'in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke'den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebû Cehil başkanlığında Esma'nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar.Hz. Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini kâfirlere söylememiştir.
       İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler. Rasûlullah bu sırada Kur'ân'da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu: "Üzülme, Allah bizimledir" (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah güçlüdür, hakimdir. Kâfirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine'ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kuba'ya vardılar.
       Ebû Bekir mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: "Rasûlullah (s.a.s.) ile beraber bir mağarada bulundum. Bir ara başımı kaldırıp baktım. O anda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm. Bunun üzerine, 'Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse de baksa muhakkak bizi görür' dedim. O, 'Sus ya Ebû Bekir. İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola, endişe edilir mi?' buyurdu.
       Kuba'da üç gün kalan Rasûlullah ile Hz. Ebû Bekir nihayet Medine'ye vardılar. Medine'de Hz. Ebû Bekir humma hastalığına tutuldu. Hastalık ilerleyip yatağa düştüğünde Rasûlullah, "Allah'ım Mekke'yi bize sevgili kıldığın gibi Medine'yi de bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır' diye dua ettiği zaman Hz. Ebû Bekir ve hasta olan diğer sahâbîler iyileştiler.
       Bu arada Hz. Âişe ile Hz. Muhammed (s.â.s.)'in düğünleri yapıldı. Mescidi Nebî inşâ edildi. Masrafların bir kısmını Hz. Ebû Bekir karşıladı. Medine'de kardeşlik tesis edildiğinde Ebû Bekir'in kardeşliği Harise b. Zeyd oldu.Hz. Ebû Bekir Medine'de Mescidi Nebî'nin inşasına katıldı. Rasûlullah İslâm'ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebû Bekir de katılıyordu. Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te) Ebû Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu.
       Rasûlullah'ın bizzat idare ettiği harplere gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Uşeyre gazveleriyle de düşmanlar itaat altına alınmıştır. Bütün bu gazvelerde Hz. Ebû Bekir, Rasûlullah'ın en yakınında yer almış olup onun "veziri" gibi idi.
       Bedir'de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebû Bekir oğluyla çarpışmıştır. Sadece o değil, Bedir'de birçok sahâbî, oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştı. Bedir savaşı, müslümanların İslâm'ı herşeyden üstün tuttuklarını, Allah için en yakınları olan müşrikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırdetmeden öldürdüklerini göstermektedir.
       Rasûlullah'ın bir amcası Hamza, İslâm ordusu safındayken öteki amcası Abbas, düşman safındaydı. Yeğeni Ubeyde kendi yanındayken, öteki yeğenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi. Hattâ kızı Zeyneb'in eşi Ebû'l-As da Rasûlullah'a karşı müşriklerle birlikte savaşıyordu.
       Hicretin 9. yılında Medine'de büyük bir kıtlık oldu. Bu arada Bizans İmparatoru, Şam'da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazırladı. Rasûlullah, bu orduya karşı İslâm ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. Onuncu yılda "Vedâ Haccı"nda bulunan Allah'ın Rasûlü, onbirinci yılda hastalandı.
       Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O'nun için "öldü" diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah'ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah'ı alnından öptü ve "Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım ..." dedi.
       Sonra dışarı çıkıp Ömer'i susturdu ve; "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım: "Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır" (Âl-i İmrân, 3/144).Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz" (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198).
       Hz. Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah'ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Ubâde'yi Rasûlullah'tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir'in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve, "Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz. Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz" dedi.
       Hz. Ömer'in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler. Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî'de Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi. Rasûlullah'ın defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hz. Ebû Bekir yine ferasetini ortaya koydu ve "Her peygamber öldüğü yere defnedilir" hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi. Rasûlullah'ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurken, Hz. Ali'nin Hz. Fatıma'nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey'ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir. Hz. Ali rivâyetlere göre, el-Bey'atü'l-Kübrâ'ya bey'at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz. Ebû Bekir'e bey'at etmiştir (Taberî, Târih, III, 207).
       Onun aylarca Hz. Ebû Bekir'e bey'at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekir'in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivâyetlere aykırıdır.Râsulullah'ın en yakın ashâbı arasında -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi dâima birliktelik devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu.
       Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sâkin davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekir'in yönetiminde, Hz. Ali ve Zübeyr b. Avvam Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû Bekir'in arkasında yer almışlardır (İbn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, V, 249).
       Hz. Ali, Rasûlullah'ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş (Taberî, a.g.e., IV, 236) ancak, İbn Abbas'ın Rasûlullah hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hz. Ebû Bekir'in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir. Hz. Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahidname bırakmamış, ancak Hz. Ebû Bekir'in faziletine dair Mescid'de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine İmam tâyin etmiştir.Hz. Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah'ın mirasından pay almak için gelen Hz. Fâtıma'ya, "Rasûlullah'ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam" diyerek, Fâtıma'nın peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah'ın yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse onu tatbik etmiştir (Taberî, III, 220).
       Sonraları Hz. Ali'nin hilâfeti zamanında Fâtıma'ya -ki, Ebû Bekir'e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashâbın Rasûlullah'ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir (İbn Teymiye, Minhâc'üs-Sünne, III, 230).
       Hz. Ebû Bekir "Rasûlullah'ın Halifesi" seçildikten sonra Mescid'de yaptığı konuşmada, "Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü'ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez..." demiştir (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).
       Mürtedlerle Mücadele  :   Irak ve Suriye Fütühatı, Hz. Ebû Bekir Rasûlullah'ın halifesi olduktan sonra, onun vefâtıyla Arabistan'da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, "namaz kılarız, ama zekât vermeyiz" diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu'l-Ansı, Müseylemetü'l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü'l-Mal'e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. Rasûlullah'ın hazırladığı, ancak vefâtı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün'e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır. İçte isyancılarla mücâdele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans'ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye'nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yermük savaşı devam ederken Hz. Ebû Bekir vefât etmiştir.
       Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: "Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma'mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın." Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm'ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.
       Kur'ân-ı Kerîm'in Toplanması "Mushaf''ın Meydana gelmesi   :  Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ'nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz. Ömer'in Kur'ân'ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur'ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın çoğu da Kur'ân hâfızı idi. Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur'ân'ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebû Bekir, Zeyd b. Sâbit'in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ' ile te'kid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandı ve "Mushaf" meydana getirildi.Bu Mushaf Ebû Bekir'den Ömer'e, ondan da kızı Hafsa'ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak Dârü'l-İslam'ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.
       Vefâtı  :  Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer'in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek Hz. Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer'in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman'a yazdırdı. Ebû Bekir (r.a.) de, çok sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefât etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah'ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.
       Kişiliği ve Yönetimi  :  Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir, dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yeralır. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevâzu ile belirgindi. Hz. Âişe'nin rivâyetine göre, "gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf" biri idi. Câhiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Rasûlullah'ın en sadık dostu olan Ebû Bekir'in Mirâc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona "es-Sıddîk" lâkabını kazandırmıştır. O bu olayda "O ne söylüyorsa doğrudur" demiştir.
       Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefât ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iâde edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birşey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Âişe'yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmiştir (Tabakat-ı İbn Sa'd, VI, 130 vd.; İbnu'l-Esir, II, 115 vd).
       Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Peygamber'i uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz. Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda, "Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah" demesi olayı Ebû Bekir'in Rasûlullah'a olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir. Hz. Ebû Bekir'in beyaz yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakallarını kına ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivâyet edilir (İbnü'l Esir, el-Kâmil fi't-Târih, II, 419-420).
       Rasûlullah'tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir'dir. O, Hz. Peygamber'in veziri, fetvâlarda en yakını idi. Rasûlullah'ın, "İnsanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir'i edinirdim" (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: İbn Mâce, Mukaddime, II) ve "Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç" demesi ve son hutbesinde, "Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti'' diye Ebû Bekir'i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebû Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir.
       Hz. Ebû Bekir'in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah'ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhâlif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü'l-Ashâbı'n-Nebî, 3 ). İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid'atler onun devrinde yaşanmamıştır. "Üzülme, Allah bizimle beraberdir" buyuran Rasûlullah'ın haberi sanki lâfızda ve mânâda Hz. Ebû Bekir'de zâhir olmuştur (İbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, İstanbul 1988, IV, 329).
       Kaynaklarda onun, "Ben ancak Rasûlullah'a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim" diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî, IV, 1845; İbn Sa'd, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kur'ân'a bakar, bulamazsa Sünnet'te araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişâre eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhâcir-Ensâr eşitliği'nin ihtilâfa yol açmasında Ömer'in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çıkmadı.
       Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâkı bir talâk saymışlar, bu daha sonra-birçok "maslahat gereği" diye yapılan değişiklik gibi- üç talâk sayılmıştır. Yani Ebû Bekir, Rasûlullah'ın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslâm'a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashâbına uymuştur. Müslümanlar henüz otuzsekiz kişiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da İslâm'ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir'e hilâfetinde "Halifet-u Rasûlillah" denilmiş, sonraki halifelere ise "Emîrü'l-Mü'minîn" denilmiştir.
       Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kazâ işlerini Hz. Ömer, kâtipliğini Zeyd b. Sâbit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b. Velid yapmıştır. Medine Dârü'l-İslâm'ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San'a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mal'de toplanmıştır.Hz. Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayılır. O, yanılıp da yanlış birşey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmiştir.
       Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:"Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalnız bırakmayan bir şeytanım vardır... Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var... Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur... Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur... Amelin sırrı sabırdır... Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir... Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekin...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/4/2009 - ŞEFAATİ HAK EDEN ANCAK MÜ'MİNLERDİR

Kategori: hadis


Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir:

   Bir gün Rasulullah (s.a.s)'e: «Ya Rasulallah! Kıyamet gününde senin şefaatin en çok kimi sevindirecek?» diye sordum. O şöyle dedi:

  «Ya Eba Hureyre! Hadis bellemek için sende gördüğüm şevke göre bunu senden evvel kimsenin bana sormayacağını zaten tahmin ediyordum. Kıyamet gününde şefaatime hak kazanacak olan kimse kalbinden (yahut içinden) halis olarak «La ilahe illallah» diyendir»

(Buhari-Müslim)
  
     
  HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ

1- Allah (c.c)'nün verdiği nimetleri saymaya kalksak, elbette buna gücümüz ve ömrümüz yetmez. Yegane ilâh olan Allah'ın bizlere bahşettiği nimetlerden birisi de kıyamet gününde Rasulullah'a, mü'minler hakkında şefaat etme izni vermesidir. Fakat bu şefaate ulaşabilmek için bir şart mevcut: «La ilahe illallah»a şeksiz şüphesiz iman. Böyle bir imanın ilk şartı da tevhidi, Allah'ın tarif ettiği şekilde bilmektir. Daha sonra da kalb ve amelle, bu imanı tasdik ve hayatın her yönünü buna göre düzenlemek gelir. Evet, ancak bu şekilde tevhide iman etmiş ve kendisini şirkten ve müşriklerden korumuş olan kişi müslüman olur. ve şefaat edilmeye hak kazanabilir.

2 - Bilmediği konularda araştırma yapıp alimlere soru sorarak meselelerin aslını öğrenmeye çalışan kimseler, Allah'ın ve Rasulü'nün övgüsüne nail olmuşlardır.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

bennur 76 - s.k

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

siirreal
kitapyurdu
namazladirilis
tefsirdersi
tevhidedogru
kudusyolu
mukaddime
fikiryorum
haksozhaber
tevhidhaber
tevhidyolcusu
ümmetiz
peygamberim

bennur 76 - s.k

Kategoriler

  • ayet
  • bence
  • filistin
  • haber
  • hadis
  • hikaye
  • islam
  • makale
  • mizah
  • namaz
  • nisa
  • Okuduklarım
  • resim
  • saglik
  • sahabeler
  • siir
  • sirk
  • tefsir
  • tesettur
  • tevhid
  • bennur 76 - s.k

    bennur 76 - s.k

    Son Dakika Haberleri

    bennur 76 - s.k

    Özel Fm


    bennur 76 - s.k

    oku rabbinin adı ile oku